Türk Ocağı Kuruluşunu Kutluyor
  29.03.2011
  1124 okunma
  0 yorum
  KÜLTÜR
  Bu haberi yazdır
  Bu haberi arkadaşına gönder
         

Türk Ocaklarının kuruluşunun 100. yıldönümü nedeniyle, Türk Ocağı Kırşehir Şube Başkan Vekili Süleyman Doğan tarafından yazılı bir açıklama yapıldı.

 


 Türk Ocaklarının kuruluşunun 100. yıldönümü nedeniyle, Türk Ocağı Kırşehir Şube Başkan Vekili Süleyman Doğan tarafından yazılı bir açıklama yapıldı.

 

Türk Ocağı Başkan Vekili Süleyman Doğan, açıklamasında “ Toplumsal hayatın bir zorunluluğu olarak ortaya çıkan ve düzenli, organize edilmiş statüler, normlar ve roller bütünü olarak nitelendirilen kurumlar, toplumların vazgeçilmez işlevsel birimleridir.
Çağdaş ülkelerin hemen hepsinde, aynı amaca ulaşmak için bir araya gelmiş kişilerin kurup yönettiği ve varlığını sürdürdüğü kurumlar vardır. İnsanları bir araya getiren bu amaçlar sosyal, bilimsel, mesleki, sporla ilgili vb. olabilir. Bunlar, devletlerinin çıkardığı yasalar çerçevesinde çalışır veya hizmet görürler. Temel özellikleri yönetici ve üyelerinin bu kuruluşlardaki çalışmalarından dolayı bir kazanç sağlamamaları, hizmetlerini gönüllü olarak yürütmeleridir. Bundan dolayı onları birer "gönüllüler kuruluşu" olarak nitelendirebiliriz. 
Böyle kuruluşlara günümüzde "sivil toplum örgütleri" de deniliyor. Bu onların "gayrı resmi" olduklarını da gösterir. Dernek, vakıf, oda, kulüp gibi adlar taşıyan bu kurumlar bağımsız birer yapıya sahiptirler. Siyasetle uğraşmazlar, her hangi bir siyasi partinin güdümüne girmezler. Ancak, çalışma alanları ile ilgili konularda birbirleri ile veya resmi kuruluşlarla işbirliği edebilirler. Kısacası, bu tür kuruluşlar toplum hayatının vazgeçilmez unsurlarıdır. 
Milletimiz, tarihinin derinliklerinden gelen ahilik ocakları, vakıflar gibi kurumlarla bu gönüllü kuruluşlarının en tipik örneklerini vermiştir. Bunların çağdaş dünyadakine benzer olanı ise, yurdumuzda Tanzimat'tan sonra görülmüş ve çoğalmıştır. Ama böyle kurumların bazıları uzun ömürlü olamıyor. Onlar ya kısa zamanda gerçekleşecek bir amaca ulaşmak için kurulduklarından o amaca ulaşınca dağılıyorlar, ya da yöneticilerinin ve üyelerinin ilgisi azaldığı veya ortadan kalktığı için varlıklarını yitiriyorlar. Onların, varlıklarını sürdürmekle birlikte, hiçbir etkinliği kalmamış olanları, varlıkları ile yoklukları arasında fark bulunmayanları da var. Bu açıdan baktığımızda, ülkemizi bir "gönüllü kuruluşları mezarlığı" olarak da nitelendirebiliriz. 
Ama onların, varlıklarını yüz yıla yakındır veya yüz yıldan fazla sürdürebilenleri de var. "Türk milletini sevmek ve yüceltmek" olarak tanımlanan Türkçülük ülküsüne bağlı olanların kurup bu güne kadar yaşattığı "Türk Ocağı" bunun çarpıcı bir örneğidir. 
Türk Ocağı resmen 25 Mart 1912'de kurulmuştur. Fakat onun kuruluşuna ilişkin çalışmalar 1911 yılında başlayıp gelişmiştir. Bu bakımdan Türk Ocaklarını 100 yıllık bir "gönüllüler kurumu" olarak niteleyebiliriz. 
Türk Ocağı'nın kuruluşu da öteki derneklerden farklı olmuştur. O üç-beş kişinin bir araya gelerek oluşturduğu sıradan bir kuruluş değildir. Bir gençlik girişimin somutlaştırdığı bir oluşumdur. 
Bilindiği gibi, Tanzimat Fermanının ilanından sonra Osmanlı ülkesinde baş gösteren ayrılıkçı düşünceler, 1908'de ikinci Meşrutiyetin ilanı ile birlikte rahatsız edici kıpırdanışlar ve davranışlar halini almıştı. Devlet içindeki etnik ayrılıkçılar bir ayaklanmağa, devleti parçalamağa yönelmişlerdi. Bunların önüne geçmek için Osmanlıcılık ve İslamcılık gibi akımlar geliştirilip uygulamaya konulmuş, fakat bunların milli birliği ve ülke bütünlüğünü korumaya yetmeyeceği kısa zamanda anlaşılmıştı. İktidardaki İttihat ve Terakki Cemiyeti milliyetçi bir görüşü temsil etmekle birlikte ne siyasi istikrarı sağlayabiliyor, ne de ayrılıkçı faaliyetlerin önüne geçebiliyordu. Bu durum, ülkenin dertleri ile ilgilenen genç aydınları derinden üzüyor, onları ülke ve millet sorunlarına çareler aramağa yöneltiyordu. 
Sorun ve dertlerin yalnızca aydınların bilmesi de yeterli değildi. Toplum katmanlarının ilgisini de çekmek gerekirdi. Fakat Osmanlı devletinin temelini oluşturan Türk toplumu milli kimliğinden habersiz yaşıyor, bundan dolayı ayrılıkçı davranış ve eylemlere gereken tepkiyi gösteremiyordu. Öyleyse ona kimliğini ve benliğini tanıtacak, milli duygularını canlandırıp harekete geçirecek çalışmalar yapılmalıydı. Bu da ancak milli bilinci güçlü, yurtsever aydınların çabaları ve çalışmaları ile mümkün olabilirdi. Böyle aydınların bir "gönüllüler kuruluşu"nun çatısı altında bir araya gelerek gönüllerini ve güçlerini birleştirmeleri, Türk toplumunu bilinçlendirmek için gerekli tedbirleri ve yöntemleri düşünmeleri, bunu gerçekleştirecek sistemli çalışmaları planlamaları, sonra da onları uygulamaya, hayata geçirmeleri gerekli idi. 
Milliyetçi birçok aydının kafasını durmadan meşgul ettiği muhakkak olan bu düşüncenin ilk önemli kıvılcımı zamanın Askeri Tıbbiye Mektebi'nde parladı. Bir yandan hekimlik öğrenimi görürken bir yandan da yurt ve millet sorunları ile ilgilenen 190 Askeri Tıbbiye öğrencisi, bu sorunların çözümü ile uğraşacak bir "gönüllüler kuruluşu" oluşturulmasına yönelik görüş alış verişini sağlamak için bir toplantı düzenleme girişiminde bulundu. 24 Mayıs 1911'de başta dönemin ünlü Türkçüleri olmak üzere, birçok tanınmış şair, edip, bilim ve düşünce adamına mektuplar yazdılar ve 21 kişilik de bir girişimciler kurulu oluşturdular. 
Bu topluluğun Dr. Fuat Sabit (Ağacık) başkanlığındaki üyeleri ile ünlü Türkçülerden Mehmed Emin (Yurdakul), Akçuraoğlu Yusuf, M. Ali Tevfik (Yükselen), Emin Bülend (Serdaroğlu) ve Ağaoğlu Ahmed Beğlerin katıldığı bir toplantı yapıldı. Türkçülük düşüncesini yayacak ve yaşatacak bir derneğin kurulması ve adının da "Türk Ocağı" olması, 3 Temmuz 1911'de yapılan bu toplantıda kararlaştırıldı. Bu toplantının yapıldığı tarih, bu yüzden Türk Ocağı'nın "fiili" kuruluş tarihi de sayılır. Çünkü o toplantıda kuruluş işlemlerini gerçekleştirecek bir "geçici yönetim kurulu" seçilmiştir. 
1927 yılında toplanan Türk Ocakları Kurultayında, Türk Ocağı Yasası'nda değişiklik yapılarak Ocak, Cumhuriyet Halk Partisi ile ilişkilendirilmiştir. Bu değişikliğe göre, "Cumhuriyet, milliyet, muasır medeniyet ve halkçılık mefkurelerini takip eden Türk Ocağı, mefkureleri tahakkuk ettirmekte olan Cumhuriyet Halk Fırkası ile devlet siyasetinde beraber" olacaktı. Böylece, kuruluştaki "asla siyasetle uğraşmama" ilkesinden sapılmış, bir ucundan siyasete bulaşmış oluyordu. 
Fakat Türk Ocağının böylece CHP ile ilişkili duruma getirilmesi zamanın tek parti iktidarının siyasetçilerini tatmin etmez. Onlar Türk Ocağının yüzde yüz bir teslimiyetçilik içinde olmasını istemektedirler. Buna karşılık Ocak şubelerinde CHP'nin hoşuna gitmeyebilecek görüş ve etkinlikler görülebilmektedir. Özellikle de Türk Ocaklarının Türkiye dışındaki Türklere yönelik düşünce ve etkinlikleri, bunların yaşadığı ülkelere egemen olan devletlerle olan siyasi ilişkiler dolayısıyla, üst yönetim yetkililerince hoş karşılanmamaktadır. 
Bu durum Türk Ocağı'nın kapatılması yolunu açmış olur. Ocağın 10 Nisan 1931 günü yapılan son (olağanüstü) kurultayında, derneğin 264 şubesi ile birlikte tüzel kişiliğini feshetmesine karar verilir. Bu, şube temsilciliklerine CHP milletvekillerinin seçtirilmesi sonucu kolaylıkla elde edilmiş bir karardır. Bu kararla Türk Ocağı'nın görkemli Genel Merkez yapısı, yurt alanına yayılmış 141 parça mülkü, bütün nakdi varlıkları Cumhuriyet Halk Partisine devredilmiş, Ocağın 32.000 üyesi açıkta bırakılmıştır. Böylece Türk Ocağı'nın varlığı, geçici olarak sona erdirilmiş olur. 
Türk Ocağı'nın 1931'deki kapatılma sebebi çok merak edilen bir husustur.  Prof. Dr. Ercüment Kuran'ın, Abdülkadir İnan'dan naklettiği bir olay, bu sebebi sezdirecek niteliktedir: Türk Ocağı'nın kapatıldığı günlerden birinde Çankaya sofrasında Abdülkadir Hoca, masanın bir kenarında sessiz ve çok üzgün bir durumda oturmaktadır. Toplantı sona ereceği sıralarda Atatürk önündeki bardağa çatalıyla vurup sessizliği bozar ve ona dönerek, "Abdülkadir, der, ne kadar üzgün olduğunu görüyorum. Ben de senin kadar üzgünüm. Ama ben Türkiye'nin cumhurbaşkanıyım. Bazen hiç istemediğim uygulamaları yapmak veya yapanlara izin vermek durumunda olabilirim". Son ana kadar Türk Ocağı'na büyük destek veren, sık sık Ocağa kişisel bağışlarda bulunan, gittiği yerlerde varsa Türk Ocağı şubesini mutlaka ziyaret eden ve en önemli demeçlerini oralarda veren Atatürk'ün siyasi bir zorunluluk olmadan Türk Ocaklarının kapatılmasına izin vermesi söz konusu olamazdı. Bu konuşmaya dayanarak, Sovyetler Birliği'nden gelen ciddi baskılarla Türk Ocağı'nın milletlerarası bir denge politikasına kurban gittiğini düşünebiliriz. Öte yandan, aydın bir kitleye dayanan ve şube sayısı hızla artmakta olan bir derneğin siyasi bir yapıya dönüşmesi halinde CHP'de yapabileceği yıkımı düşünen hızlı particilerin Atatürk'e kadar iletilen kaygıları da kapatılışta etken olmuş sayılabilir. 
Böyle sıkıntılı bir süreçten geçmesine rağmen Türk Ocakları misyon ve umdelerinden taviz vermeyerek 100 yılı şanla ve şerefle ifa etmiştir.Dünya ve Türkiye’nin genel konjöktürüne bakıldığında Türk Ocaklarının ne kadar gerekli ve önemli olduğu bir kere daha açıkca anlaşılmaktadır.
Bu duygu ve düşüncelerle 100. yılımızın Büyük Türk milletine hayırlı olmasını diler, bu onuru ve gururu yaşayan tüm üyelerimize ve hemşerilerimize teşekkür ederiz “

 





Yorum Ekle

Söz Sizde, yorumunuzu paylaşın !


» İlgili Başlıklar
Güncel Anket bulunamadı.
kırşehir
Yeniliklerinden haberdar olmak için,
 E-Posta adresinizi giriniz.
 
EKLE       ÇIKAR
RSS | KÜNYE
© 2011 - 2012 Tüm hakları saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilemeden yayınlanamaz
habersitesial.com,haber sistemi,haber sitesi, haber sitesi al, sitekur,habesitesial, habersistemi,haber sitesi tasarımı,haber sitesi kurmak,haber sitesi template,profesyonel haber sitesi, haber siteleri, habersitesi, haber sitesi kur, haber scripti,haber sitesi yazılımı